Bir önceki yazımızda Bi hakkır rivaye’yi ele alıp nasıl müktebasın iktibasını Batılılık adına yaptığımızı gördük. Diploma ile icazetin muhtasar bir kıyas ve kritiğini yapacak olursak kesinlikle ilmi açıdan daha sıhhatli, hakikatli ve keyfiyetli (kaliteli) olan icazettir. Çünkü icazette hoca talebe arasında sıkı bir ilişki olup tahsil sürecinde sadece aklî ve naklî ilimler öğretilmiyor aynı zamanda cemiyet (toplum) hayatında önemli olan adab-ı muaşeret ve ilmin ahlak (akademik etik) kuralları anlatılarak talebe eğitilmekte. Yani eğitimle öğretim bir arada işlemekte. İcazet sahibi şahıs bir hataya düştüğü vakit icazeti veren kişi adeta bir disiplin soruşturması geçirmekteydi. Hataya düşen kişi ilmî açıdan ehil değilse icazeti neye istinaden verdi? Şayet ilmî açıdan ehil lakin ahlakî bağlamda problemliyse eğitememekten icazeti veren mucîz mesuldür. Böylelikle keyfiyetsiz insanlar bu sistemde kolay kolay tahsil sahibi olamıyor ve ilmin izzeti muhafaza edilmiş oluyor. Hâlbuki diplomada özellikle günümüz örneğinde sadece Türkiye’de değil herkes tahsil sahibi herkes diploma sahibi lakin keyfiyet terini kemiyete (kuru çokluğa) bırakmış vaziyette. Buradan anlıyoruz ki Medeniyetimizin ilme atfettiği konum ile Batı’nın atfettiği konum arasında ciddi bir farklılık vardır.

Burada yeri gelmişken ifade edeyim, İslam âleminin ilmî olarak batıya nazaran geri kalmasındaki temel sebep akademik kurumlarımızı revize edip gelişen yeni ihtiyaçlara cevap verecek şekilde güncellemek yerine batının kurumlarını iktibas etmemizden kaynaklanıyor. Temennim Batının özellikle müsbet (pozitif) ilimlerdeki mesafesinin sarhoşluğuna kapılmayıp, İslam Medeniyetinin içtimai (sosyal) İlimlerdeki ürünlerini diskurlarını ve sistematiğini kısaca geleneğini göz ardı etmeyip bu alandaki unutulmuş birikimimizin hak ettiği ilgiyi görüp bunların tarihi boyutundaki çalışmaları aşarak yeniden ilim üretme cabasıyla güncel ihtiyaçlarımızı karşılayacak insanların yetişmesidir.

Artık bir yanda hukuktan anlamayan fıkıhçılar diğer yanda İslam Hukukunu hafife alan hukukçular yerine İslam Hukukunu modern hukuk metodolojisi içerisinde tahsil eden ve akademik olarak tartışılmasını arzulamaktayım. Hakeza Kelam ve Felsefe açısından da gönül ister ki Kelam tarihçiliği yapan Kelam alanındaki akademisyenlerin mantıktan matematikten ve güncel felsefî diskurlardan haberdar olup tarihçiliğin ötesinde inovatif yeni çalışmalar sunsalar. Bunun yanı sıra Felsefe bölümlerinde çalışan akademisyenlerin bir Kelamdan haberdar olsa geleneğimizdeki önemli mantık kelam ve felsefî metinleri okuyan araştıran bunun modern felsefeyle bağlantısını kuran insanlar olsa…

Özellikle Kelam ve İslam Hukuku adıyla başka bölümlerden olarak ayrı lisans eğitimi veren bölümlerimiz olsa ve böylece İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerinde bu alanların ekseri tarihini çalışıp yeni bir şeyler üretmekten uzak akademisyenlerin elinden kurtulsa… Bu temennilerim esasında günümüz eğitim öğretim sisteminin derinden metodolojik sorunlarının olduğunu göstermektedir ve yine temennilerim bu sorunlara çare olabilecek nevdendir.

Gelelim Akademik Kıyafet ve Kep meselesine, İslam Medeniyetinin ilme verdiği önemi özellikle ulemanın toplumdaki konumu itibariyle anlayabilmekteyiz. Toplumu okumuş (Havas) ve okumamış (Avam) diye ayırarak ilim üzerinden toplumu sınıflandırmış. İster Padişah olsun ister zengin olsun şahsın tahsili yoksa avamdır. Bu avam havas ayrımının somut olarak da bir takım yansımaları olacaktır. Misal kılık kıyafet gibi. Ulema sarık ve cübbesiyle toplum içinde avamdan ayrılır giyiminden ulema sınıfına mensubiyeti izhar olurdu. Bu kıyafet ayrımı ise Emeviler döneminde olmuştur ve haliyle bu kıyafet Endülüs’te de kullanılmış. Özellikle 11, 12 ve 13. yy.’larda Endülüs’e tahsil almak üzere gelen birçok Avrupalı bilim adamı biliniyor. Endülüs Akademisinden etkilenen ve hatta önemli çalışmalarının yaptıkları Arapça okuma ve çevirilere dayan birkaç tanesi şunlardır: Dalmaçyalı Herman, Abrahoum Bar Hive, Gremonalı Gerard, Venedikli James, Palermolu Eugene, Sarazin, Barthlı Adhelard, Chertesli Robert, Roger Bacon, Pizalı Leonardo ve daha niceleri.

Gelin bu akademik bilgisinin temelinde Endülüs’ten etkilenmiş Batının Akademik kıyafetleriyle alakalı Prof. Dr. Mustafa Sıbai İslam Medeniyetinden Altın Tablolar (Tercüme: M. Said Şimşek ve Nezir Demircan) isimli eserinde ne diyor:

  • “Batılılar, Endülüs medrese kıyafetlerini kendilerine adapte ettiler. Bu kıyafet, bugün için Avrupa üniversitelerinde bilinen ilmî kıyafetin kendisidir.”

Ülkemizin önemli entelektüellerinden Prof. Dr. Recep Şentürk ise 24 TV’de yayınlanan Soru-Yorum programının 02.08.2017 tarihli yayınında Bi hakkır rivayenin günümüz eğitim formasyonuyla benzerliğinden bahsettikten sonra cübbe ve kep meselesiyle alakalı şu sözleri sarf etmektedir:

  • “Cübbe giydirmek icazet merasiminin bir parçasıdır. Hoca talebesine cübbesini giydirir ve başına sarığını sarar. Tabii bir insanın alim hüviyeti başına sardığı sarıktan ve üzerine giydiği cübbeden belli olur ve böylece sosyal kimlikler sembollerle ifade edilmiş oluyor. Endülüs’te icazet merasiminde talebeler başının üstüne Kuran-ı Kerim’i koyup onu sarıyorlar. Batılılar bunu alırken görselden ilham alarak kepi çıkarıyorlar. O dönemde çok fazla sarık takıp cübbe giyen batılı bilim adamı ve filozof var ve Kilise bu taklit edenleri Müslümanları taklit etmekten ötürü eleştiriyor.”

Hocanın ifade ettikleri ilginç, adeta bugün aynı şeyi bizler yaşıyoruz. Lakin o zamanki Batıyla aramızda bir fark var, o da onlar körü körüne taklit etmeyip kendi örflerine iktibaslarını entegre ederken bugün bizler millet olarak hiç sosyolojik alt yapısı düşünülmeden yapılan iktibasların ve körü körüne yapılan taklitçiliğin kurbanı olduk. Bu bağnaz taklitçilikten ötürü eğitimden hukuka dinden siyasete ticaretten aile hayatına kadar her alanda uyum problemi yaşıyoruz. Kanaatimce batının geliştirdiklerini süzüp süzülenleri örfî ve dinî teamüllerimize entegre etseydik bugün belki bu dergiye bu yazılara bu çabalara gerek kalmayacaktı.


Kaynakça:

Tagged : # # # # #

Abdullah Enes Mollaoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir