Necip Fazıl, Cumhuriyetin en önemli şair ve Müslüman aktivistlerinden. Nâm-ı diğer Üstad. Peki Üstadı Üstad yapan nedir? Fikri dönüşümü nasıl gelişmiş bir bakalım. Necip Fazıl 1904’te İstanbul’da doğmuştur. Üstad da Nazım gibi elit ve asil bir ailede yetişmiş. Dedesi Mehmet Hilmi Bey dönemin ünlü hâkimlerindendir ve çocukluğu Dedesinin Çemberlitaştaki konağında geçmiştir. Daha 4-5 yaşlarında dedesi ona okumayı öğretti ve babaannesinin etkisinde okumaya meftun oldu. Kısa bir süre zarfında Fransız Frerler Mektebinde ve Amerikan Kolejinde ve Emin Efendi Mahalle Mektebinde dikiş tutturamadıktan sonra yatılı olarak Rehber-i İttihad Mektebine devam etti. Peyami Safa ile ahbablıkları bu okuldaki tanışıklarına dayanmaktadır.

Başka okul değişiklerinin neticesinde en son Heybeliada Numune Mektebinden mezun oldu. 1916’da Bahriye Mektebine (Mekteb-i Fünun-ı Bahriye-i Şahane’ye) girmeye hak kazandı. Yahya Kemal, Ahmed Hamdi Akseki ve Hamdullah Suphi gibi önemli zatların görev yaptığı bu okuldan 3 yıl okuduktan sonra dördüncü yılını tamamlamadan okuldan ayrıldı. Okurken şiire merak saldı ve el yazması ve tek nüsha halinde haftalık Nihal dergisini çıkarmaya başladı. Ahmed Necib Bahriye Mektebinden sonra artık Necip Fazıl olmuştu. 1921 senesinde Dârulfünun Edebiyat Fakültesinde Felsefe bölümüne girmeye hak kazanmıştır. Bu sırada tahsiline devam ederken Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua degisinde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı. Bugünkü MEB bursu benzeri bir sınavda başarı göstererek Paris’e Sorbonne’a gitmeye hak kazandı. Lakin burada sefih bir hayat ve kumar gibi bir takım kötü alışkanlıklara müptela oldu. Bir yıl sonra bursu kesilerek İstanbul’a geri döndü.

Yurda döndükten sonra ilk şiir kitaplarını sırasıyla 1925’te Örümcek Ağı’nı 1928’de Kaldırımlar’ı 1933’te Ben ve Ötesi’ni en son 1934’te çeşitli dergilerdeki hikaye yazılarını Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil isimli eserinde derledi. Böylece Türkiye’de artık ününü duyurmuştu. 1934’e kadar ki süreçte çeşitli bankalarda çalıştıktan ve askerlik vazifesini yerine getirdikten sonra Kaşgarî Murtaza Efendi Camiinde sohbetler yapan Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin sohbetlerine katılan Necip Fazıl’da itikadî açıdan bir hareketlenme ve devinim başladı. 1935 itibariyle verdiği eserlerde İslamî düşünce Millî bir sentezle öne çıkmaktadır. Tohum isimli Tiyatro eseri bunun ilk örneklerindendir.

1939’a gelindiğinde Üstad 1934 sonrası yaşadığı itikadî değişimi yani çektiği Çile’yi kaleme almıştı. Hatta kendisine en sevdiği şiir sorulduğunda, ‘Şiirler güzeldir lakin Çile’si bir başkadır.’ diyerek onun için ehemmiyetini bizlere ifade ediyordu. 1942’e gelindiğinde ilk hapis cezasını almıştı. 1943’e geldiğimizde Üstad artık Büyük Doğu hayalini yazıya dökmüştü. Büyük Doğu Dergisi muhtelif defa rejim karşıtı olması hasebiyle kapatıldı bir daha açıldı buradaki yazılar gerekçe gösterilerek Üstad Eğirdir’e sürüldü en son 1947’de tekrar kapatılınca Üstad 3 sayılık Borazan isimli mizah dergisi çıkarttı ve bu da temyizde beraat kararı bozulunca mahkeme masraflarından dolayı evinin bütün eşyalarını satmak mecburiyetinde kalmış.

Üstad 60 Darbesine kadar muhtelif yayınlar çıkarmaya devam eden ve Büyük Doğu Partisi gibi ve Büyük Doğu Gazetesi gibi faaliyetlerde bulunmuş ve bu yayınlarla alakalı yine bir takım yargılamalar, hapis cezalarının yanı sıra bunların bazısını eşi Neslihan Hanımla beraber ceza aldığı da olmuş. Darbe sonrası yazarlığa devam eden Üstad 1965’te Büyük Doğu Fikir Kulübünü kurmuş ve. Bunun yanı sıra 1973’te Büyük Doğu Yayınevini kurmuş ve bu yayınevi üzerinden kitaplarını basmış ve ülke çapında okurlarına ulaştırmıştır. 1980’ geldiğimizde Türk Edebiyat Vakfı tarafından Şairlerin Sultanı unvanı ve Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu isimli çalışmasıyla 1982’de Yılın Fikir ve Sanat Adamı ödüllerine layık görülmüş. 1981’de Atatürk’e hakaret etmeye meyilli(!) olmak gerekçesiyle hapis cezasına mahkûm edilmiş. Nihayet 25 Mayıs 1983’te evinde Rahmet-i Rahmana kavuştu. Eyüp Sultan Mezarlığında halen medfundur.

Üstadın vasiyetinin bir kısmı:

  • Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz “Allah ve Resulü’nden ;başka herşey hiç ve batıl.” Demekten ibarettir.
  • Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslamî usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada, umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım.
  • Cenazeme çiçek ve bando/muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum… Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum… Çiçekler çamura ve bando yüz geri koğuşuna.

Çile şiirindeki şu satırlar vasiyetini teyit eder niteliktedir:

Son günüm olmasın çelengim top arabam

Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam

Ahir ömründen bir kare
Tagged : # #

Abdullah Enes Mollaoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir