Aşağıdaki yazı American History X filminin incelemesi olup filmle ilgili sahnelerden bahsedilmiştir. Öncelikle filmi izleyip sonra yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ederiz.

KKK. Bu üç harf İbre Yarımadası’nda yanyana gelince insanlar gülümsemiş demektir. Ancak aynı harflerin Amerika’da bir araya gelmesi çoğu insanı hoşnut etmez. 1865’te Tennessee eyaletinde ‘Büyük Büyücü’ olarak bilinen Nathan Bedford Forrest öncülüğünde kendilerine Klu Klux Klan diyen gizli bir örgüt kuruldu.

Amerikan İç Savaşı sırasında konfederasyon birliklerinden birini kumanda eden “Büyük Büyücü“, adını 94 yapımı ünlü film Forrest Gump’a da vermiş.

Siyah karşıtı aşırı ırkçı olarak örgütlenen KKK, Amerika tarihinin utanç sayfalarını fazlasıyla doldurdu. Bu ırkçılığı ele alan filmimiz “American History X”, ırkçılık denince ilk akla gelen filmlerden. 1998 yılında Tony Kaye yönetmenliğinde çekilen filmin başrollerinde Edrward Norton ve Edward Furlong var. Gamalı haç dövmesi ve dazlak saçlarıyla sinema tarihinin ikonik karakterlerinden biri olan Derek’i [Edward Norton] ve onun yolundan giden kardeşi Danny’nin [Edward Furlong] hikayesini izliyoruz. Irkçılık karşıtı olduğunu söylesek de aslında film boyunca ana karakter olan Derek’in gözünden hayata bakıyoruz ve onun düşüncelerini anlamaya çalışıyoruz. Filmin ilk sahnesinde çalınan arabaya karşı karakterimizin hırsızları öldürmesine hak veriyourz. Hatta tutuklanırken kardeşine attığı bakış da hoşumuza gidiyor belki. Tabii burada Edward Norton’un filmdeki mükemmel oyunculuğuna da değinmek gerekiyor. Filmi şu anki zamanda izliyoruz ve siyah beyaz olan sahnelerde geçmişi görüyoruz. Buradaki iki farklı ruh hali, düşünce yapısını hissettiren bir oyunculuk filmi de unutulmaz yapıyor. Ayrıca Edward Norton bu film için “Saving Private Ryan” filmindeki Ryan rolünü reddetmiş ve kısa süre içinde 15 kilo kas kütlesi kazanmış. 1999 yılında Norton bu performansıyla “En İyi Aktör” dalında Oscar adayları arasında olsa da ödülü ‘Life is Beautiful’ fillmi ile Roberto Benigni aldı. Tom Hanks ve Ian Mckellen’in diğer adaylar olduğunu düşünülürse tercih yapmanın zor olduğu söylenebilir. Filmimize dönersek, genel olarak filmde ırkçılık karşıtı sözler duymuyoruz karakterlemizden. Hatta yukarda da bahsettiğim gibi Derek’in yaptıklarına hak veriyoruz. Babasının ölümünden sonra televizyona verdiği ropörtajdaki ‘Sadece suç değil bu ülkenin tüm sorunları ırkçılıkla ilgili. Göç, AIDS ve devlet yardımı bunlar siyahların sorunları beyazların değil!’ sözleri Derek’in hayata bakışını yansıtıyor. Yine yemek masası etrafında öğretmenle olan tartışmaları nefretin boyutlarını gösteriyor.

Peki Derek nasıl değişiyor? Hapse girdikten sonra içerdeki yaşamın aslında kafasında kuruduğu gibi olmadığını anlıyor. Hapiste Neo-Nazi bir grubun içine katıldıktan sonra liderlerinin yabancılarla alışveriş yapması hakkında sorular sormaya başladığında sert şekilde tepki göstermeleri, dışarıda hayal ettiği (kendi aralarında yardımlaşma ve diğerlerini dışlama gibi]  dünyanın uygulanabilir olmadığını görüyor. Kaderin bir cilvesi olarak çamaşır işinde bir zenciyle çalışmaya başlıyor. Zencinin basit bir suçtan sırf siyahi olduğu için ağır bir cezaya mahkum olduğunu öğreniyor. Burada da siyahi arkadaşın “Şimdi dinleyin, zencilerden nefret edeceğiz. Bugün yapacağımız tek iş zencilerden nefret etmek. Tüm gün zencilerden nefret edeceğiz. Zenci nedir bilmiyorum ama onlardan yine de nefret ediyorum.” repliği de önemli anlardan biri. Revirde yattığı sırada kardeşinin de öğretmeni olan lise müdürü onu ziyaretine gelmesini ise “renkli” dönemin başlangıcı sayabiliriz. Ve müdürün “Yaptıkların sana iyi bir yaşam sundu mu?” sözü elinde kalanları sorgulamasına neden oluyor.

Hapiste okuduğu kitapların ve yaşadığı olayların etkisiyle farklı biri olarak çıkan Derek, hayatını yoluna koymaya çalışıyor. Bunun için örgütten çıkmaya ve kardeşini de işlerden sıyırmaya çalışıyor. Her şey yolunda giderken son sahnede gelen beklenmedik ölümün dehşetiyle sarsılıyoruz. Yaşadığı olaylardan sonra bulunduğu yeri değiştirip yeni bir hayata başlamayı isteyen Derek, geçmişini geride bıraksa da geçmişi peşini bırakmıyor. Film aslında bir gün içinde geçiyor, Danny’nin önceki gün tuvalette tartıştığı çocuk aynı zamanda sonu oluyor.

Gerek verdiği mesajları gerekse de oyunculuk ve kurgusuyla kesinlikle zaman ayırmayı ve izlenmeyi hakeden bu filmi tavsiye ediyoruz. “Derek bir yazıyı alıntıyla bitirmek iyidir der… Birileri zaten senin söyleyeceğini en iyi şekilde söylemiştir. Daha iyisini yapamıyorsan onlarınkini alır ve yazını etkileyici şekilde bitirirsin.” Derek’e katılıyoruz ve diyoruz ki “Öfke bir yüktür. Hayat sürekli kızgın yaşanmayacak kadar kısa.”

Tagged : # # #

İsmail Furkan Baysal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir