“Kitle kültürü, büyük iş adamları tarafından üretilen ve müşterilerini almak veya almamak arasında tercih yaparak edilgen konumuna çeken kültürdür.” der Dwight MacDonald.

İnsanlık, sanayi devrimi ile birlikte, üretim alanında süreklilik ve hatırı sayılır derecede bir hıza ulaşmıştır. Fabrikalar, insan eli ile günde 100 ürün üretmektense, makineler sayesinde 1000 ürün üretmeyi doğal olarak mantıklı bulmuşlardır. Arz talep dengesi içerisinde işletmeler arzı sürekli kılarak talebinde sürekli olması için birtakım çalışmalar içerisine girmişlerdir. Üretilen bir ürünün talebinin sürekli ve düzenli olması üreticinin her zaman isteyeceği bir durumdur. Talebin sürekli olması, tüketici bir kitlenin oluşmuş olduğunun göstergesidir. “İnsanın ruhu, kitlenin ise istekleri vardır.”diyor Aliya. Kitle insanlardan oluşmuş olsa da esasında insan hürriyetini daraltmaktadır. Dünyanın her neresine giderseniz gidin birer McDonald’s yahut Burger King şubesi görebilirsiniz. İşte bu durum kitle toplumunun yükselişine ve ülkelerin öz kültürlerinin yok oluşuna işarettir.

19.yüzyılın başlarına gelindiğinde basının insanları etkilememdeki gücünün farkında olan kapitalist düzenin güçlü sermayeleri yavaş yavaş basını kontrol altına almaya başlamışlardır. Hiç şüphesiz ki kitle kültürünün oluşumunda basının, televizyon ve sinemanın yeri oldukça önemlidir. Film ve dizilerdeki gizli yahut açık reklamlar ile bu kültürün oluşumuna zemin hazırlanmaktadır. 2017 yılında sadece Türkiye’de 71 milyon bilet kesilmiş bir önceki yıldan tam 13 milyon adet fazla olarak. Kuruluşlar yılda bu kadar kişiye ulaşılabilen bir alandan elbette ki faydalanmak isteyecektir. Bu sebepten dolayı ülkeler bu duruma karşılık olarak kendi kültürlerini korumak adına birtakım sınırlamalar getirmektedir. Kadim kültüre sahip ülkelerin böyle bir çaba içerisine girmesi gayet doğaldır. Örneğin Çin, günümüzde sinema alanında oldukça büyük bir pazara sahiptir. Dünyada ki film pazarının %50 lik bir bölümünü Çin ve ABD pazarı oluşturmaktadır. Buna karşılık Çin’de yılda çok az sayıda film gösterime girmekte ve kültürleri hakkında en ufak bir küçük düşürme, aşağılama gibi sahnelerin olduğu filmler Çin pazarında kendisine yer bulamamaktadır. Türkiye’de ise televizyon ve sinema alanında bu derece katı kuralların uygulanmadığını ya da bu kuralları uygulayacak kurumların henüz bulunmadığını görüyoruz.

Filmlerin üretim ve dağıtım aşamaları vardır. Nasıl ki fabrikalarda üretilen bir arabanın üretim ve dağıtım aşamaları varsa sinema alanında da bu aşamalar mevcuttur. Bu aşamalar sinemanın bir endüstriye dönüştüğünün ispatıdır. Filmlerin bu aşamaları oldukça meşakkatlidir. Yapımcılar açısından filmlerin izlenip izlenmeyeceği çok önemlidir ve buna yönelik üretim aşamasında birtakım tedbirler alırlar. Filmlerin girecekleri piyasalara göre filmlerin içerikleri hakkında düzenlemeler yaparlar. Özellikle Amerikan film yapımcıları için Çin piyasası olmazsa olmazdır. Bu sebepten filmlerin içeriğindeki düzenlemelere birkaç örnek verelim. Örneğin Matrix filmlerinde en kritik zamanda ortaya çıkıp filmin gidişatını etkileyecek en önemli kişinin bir Çinli olması bu düzenlemeye örnektir. Yine yakın zamanda vizyona giren Marslı filminde marsta bırakılan astronotun NASA’nın imkanlarının yetersiz olması sebebiyle Çin’in yardımı ile o astronotun kurtarılması bu duruma örnektir. Yine büyük bütçeli filmlerde rol alan oyuncuların farklı kıtalardan olmasının sebebi de yine filmin gösterileceği pazarların çeşitliliğinden kaynaklıdır.

Üretilen dizi ve filmler istenilen toplum yapısının inşasında önemli bir yere sahiptir. Bunun sebebi ise televizyon ve sinemanın geniş kitlelere ulaşabiliyor olmasıdır. Amerika’da üretilen bir filmde Asyalı, Avrupalı ve Afrikalı bir insanın onda kendinden bir parça bulabiliyor olması tüketici bir kitlenin oluşturulduğunun somut örneğidir. Hasılı sürekli olarak tüketici konumunda olan toplumlarda tam manasıyla insan iradesinden bahsetmek pekte mümkün değildir. Halbuki Allah insanı bir irade üzere var etmiştir. İnsan ise bu irade ile şeref bulmuştur.

İrademizle; bizi yaratan, bizi bilen ve bizi her şeyden çok düşünene varabilmemiz duasıyla…

Tagged : # #

Berat Bingöl

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir