Ecdadımız, sabrın ve mücadelenin hiç sönmediği zamanlarda torunlarına birçok emanet bırakmıştır. Kutsal toprakların hangi karışını dolaşırsanız dolaşın en küçük köşelerde bile sanat kokan bir emareyle karşılaşırsınız. Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa da hiçbir zaman sanat âleminin ilahi kudretini anlatamayız. Dilimiz döndüğünce kakma sanatını yakından tanımaya çalışacağız.  

Ahşabın, taşın, madenin bazı bölümlerini oyup bu oyuklara daha kıymetli başka bir maddeden ya da o madenden yuvalar biçiminde gömmekle yapılan süsleme işlerine “kakma” denir. Kakmacılık, oyulabilecek türden herhangi bir zemin üzerine, çeşitli şekillerde ve uygun kesici aletler kullanılarak, açılan yuvalara sedef, gümüş, altın gibi değerli malzemelerin, oyulan şeklin aynısından kesilmiş parçaların kakarak yerleştirilmesi işine verilen isimdir

Anadolu topraklarına baktığımızda, Selçuklular Dönemi’nde sedef kullanılmıştır. Asıl en yoğun olduğu süreç ise 17-18. yüzyıllarda Osmanlı Devleti zamanında görülmektedir. Kur’an muhafazası, rahle, masa, koltuk, sehpa gibi mobilyalar; silah kabzası, nalın, körük, tütün tabakası, kahve takımı vb. gibi çok çeşitli gündelik üründe sedef kullanılmıştır.

Bursa’da medfun Osman Gazi’nin Türbesinde Gazi’nin sandukasının etrafındaki kakma örnekleri

Sedef kakma sanatı, genellikle oyma ve kakma teknikleriyle yapılır; hammadde olarak ceviz ağacı, gümüş tel, sedef kullanılır. İşlenecek yüzeye çizilen motifin kenarına keski adı verilen çelik uçla bir kanal açılır. Bu kanala tel yatırılır ve çekiç kullanılarak yüzeye gömülür. Keski ile çizilen motifin içi oyulur ve motifin şekline uygun olarak kesilen sedef kakılır. Sedef yerleştirilmiş parça zımpara ile silinerek cilalanır.

Kakma sanatında tasarım önem arz ediyor. Kullanılacak olan tasarım, yapılacak ürünün özelliğine göre şekilleniyor. Bu aşamadan sonra artık astarın çekilmesi, dövü, sıvama teknikleri kullanılır, form vermek için de kakma işlemi desenler kabartma teknikleri devreye girer.

Kakma sanatıyla detay kazanmış parçalar daha çok mimari eserlerin süsleme tamamlayıcısı olmuştur. Cami minberleri, mimari yapılara ait kapılar, rahle, pencere alınlıkları, pencere kanatları, minber, kürsü gibi ahşap parçalar üzerinde sedef, fildişi bağa gibi kakmalar yapılmış ve güzelleştirilmiştir. Mermer, mihrap kürsü veya buna benzer kaplama materyaller üzerinde kakma sanatı uygulamalarını yapıldığı örneklere de çok sık rastlanılmaktadır.

Kakmacılık sanatında Türkler çok ilerlemişlerdi. Eskiden Türklerde bıçak, kılıç, kama, kalkan, tüfeklerin ve daha birçok silahların üzerine altın kakma ile süsler yapılır, yazılar yazılırdı. Kakmacılık, eski dönemlerde Müslüman toplumunda rağbet bulmuş bir sanattı. Bu sanatın bir de “tel kakma” denilen şekli vardır. Tel kakma en çok Şam’da ilerlemiş olduğundan bu sanata “Şam kakması” denir. Kakmacılığın bu şekli ya pirinç ya da gümüş üstüne açılan yuvalara, altın, gümüş tel ve çubuklar kakarak yapılır.

Toplumuzda “sanat” kavramının deforme edilmesiyle birlikte “sanatçı” kavramı da etkisini zayıflatmıştır. Temel esasımız; şuurlu, üretken, değerlerine sahip çıkan bir nesil yetiştirmek olmalı. Geçmişinin sanatını devam etmeyen ve ettirmeyen bir ülke, kaybetmeye mahkum kalacaktır.

Tagged : # # # #

Mikail Aslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir