Ecdadın hayat felsefesini ve inancını aliyy’ül âlâ mertebesine ulaştıran önemli yoldaşlar: Emek, sabır, estetik, sanat… Bizlere her daim ışık tutan büyüklerimizin hünerli ellerinden çıkan “kündekâri”yi yakından tanıyalım.

            “Tutma, kavrama, yakalama” anlamına gelen “kündekâri” ahşap parçaların geometrik desenlerle tutkalsız, çivisiz bir biçimde birbirlerine zıvanalarla geçirilmesi sonucunda oluşan bir tekniktir. Ahşap, kışın nemlendiği zaman büyür, buna karşılık yazın kurumayla birlikte küçülür. Yapıştırma ve çivi kullanılsaydı çatlama ve deforme meydana gelirdi. Sanatçı bunu düşünerek hiçbir şekilde çivi kullanmamıştır. Bu sanatı icrâ eden kişi “kündekâr” olarak anılır

Bazen bir kapı, bazen bir pencere, bazen de bir minberle çıkar karşımıza kündekâri. Kendi güzelliğini sergileyerek bizi kendine hayran bırakır âdeta. Selçuklular ve sonra da Osmanlı tarihi boyunca bütün İslâm coğrafyasındaki abide eserlerin kapılarında, minberlerinde, kürsülerinde kullanılmaya başlandı. Geometrik motifler, Selçuklu döneminde kullanıldığı gibi Beylikler ve Osmanlı döneminde de büyük çoğunlukla kullanılmıştır. Bu simgesel geometrik motiflerin içinde en sık rastlananlar; güneş, yıldız, hayat ağacı, çarkıfelek gibi yaşama ve doğaya ilişkin motiflerdir.

Yapımında muhakkak ecdadın mânevi bir bakış açısı vardır. Sık gördüğümüz örneklerden ortada büyük yıldız, onun etrafında sıra sıra dizilmiş diğer yıldızlara baktığımızda peygamber efendimizi ve sahabelerini simgelediği anlaşılır. Beş kollu yıldız formundaki süsleme, günde beş vakit namaz ve İslam’ın beş şartını; altı kollu yıldız ise imanın altı şartını sembolize etmektedir. Tablaların doksan dokuz tane olması Rabbimizin mübarek isimlerini bizlere hatırlatır. Kündekâriyi yaparken yüzlerce geometrik tablalar birbirlerine geçirilerek tek parça görünümü kazandırılır. Bu durum, aslında tüm Müslümanların yekvücut olması gerektiğini ve asla parçalanmamaları gerektiğini bize hatırlatır. Maddenin mânaya nasıl döküldüğünü görmemek elde değil.

            Abanoz, ceviz, armut ve elma ağaçlarından yapılan kündekâri tekniğinin temelinde incelik ve zarâfet vardır. Konya Alâeddin Cami minberi, Bursa Ulu Cami minberi, Selimiye Cami kapıları, Eşrefoğlu Cami minberi bu eşsiz sanata örneklerdendir.

            Geleneksel ahşap sanatı olan kündekâri, gelişen teknoloji ve değişen mimari, estetik anlayışlardan dolayı önemini yitirmiş ve bu sanata olan ilginin azalmasıyla beraber sanatı uygulayan usta sayısı da günden güne azalmıştır. Günümüzde kündekâri ustalarının büyük sıkıntısı, yetiştirecekleri çırak bulamamalarıdır. Bunun müsebbibi olarak; sanata bakış açımızın zayıflaması, teknolojinin hayatımızı kontrol etmesi, maddi düşüncelerin çoğalması gösterilebilir.

            Emanete ihanet etmemek adına ecdadın bize bıraktığı tüm tarihi ve kültürel mirasımızın korunması, kollanması farz niteliğinde bir öneme sahip olmalı. Büyüklerimizin dediği gibi nesli ihya etmeyi ihmal edersek gün gelir ihmal ettiğimiz nesil inşa ettiğimiz şehri tahrip eder ve kültürel değerlerimizden hiçbir eser kalmaz.

Tagged : # #

Mikail Aslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir