Finallerin zor kısmını atlatıp diğer sınavların da bitmesini beklerken can sıkıntısını gidermek amacıyla dünyanın en çok oynanan futbol menajerliği oyununu oynamaya başladım. Memleket takımı Sakaryaspor ile alt liglerde başlayan mücadelemiz, ilk yıl iyi geçse de şampiyonluk getirmedi. Takımdaki hücum oyuncusu eksiğini Ankaragücü’nde kiralık olarak forma giyen Zaur Sadaev ile doldurup yeni sezona yelken açarken, hazırlık maçlarında müthiş bir performans sergileyen Sadaev, sezon içerisinde de aynı performansı gösterdi. Kendisi gol kralı olurken takım da şampiyonluğa ulaştı. 1. Lig’e yükselen takımımız burada da aynı başarıyı elde etti. Neredeyse her maç gol atan ve takımı Süper Lig’e kadar taşıyan Sadaev’in gerçekte kim olduğunu, nasıl bir oyuncu olduğunu merak etmeye başladım.

Oyunda Rus olarak gözüken Sadaev aslında Çeçen bir Müslüman imiş. ‘Forever Pure’ (Daima Saf) isimli bir belgesel filminde olduğunu görünce merakım giderek arttı. Yakın tarihte dikkat çekici bir olayın yaşanmış ve bunun fazla bilinmediğini görmek beni bu yazıyı yazmaya itti. Lafı daha fazla uzatmadan Çeçen Müslüman futbolcular olan Sadaev ve Kadayev’in İsrail’in Beitar Jaruselam takımına transferleri ve akabinde gelişen olayları anlatalım.

1936 yılında Kudüs’te kurulan Beitar, İsrail’in en çok taraftara sahip ve en zengin kulübü. Logosunda Yahudilik inancında önemli yeri olan yedi kollu şamdan var. Maçlarını 34 bin kişilik Teddy Stadyumu’nda oynuyor. İsrail Ligi’nde kadrosunda Arap olmayan tek takım olma özelliğini de taşıyor. Takımın en önemli taraftar grubu ‘La Familia’ doğu tribününde oturuyor ve takımına bağlı olmaktan fazlası olmuş durumda. Takımla bütünleşen bu grup adeta sahada itici güç oluyor.

Stadyumdaki gücünün yanında saha dışında da oldukça etkili olan La Familia ırkçı ve aşırı olmakla, takımlarında Arap olmamasıyla övünüyor. Stadyumlarındaki, “Atalarımız dedi ki: Prensiplerinizden vazgeçmeyin, Beitar daima saf!” pankartı da buradan geliyor. ‘Daima saf’ yani Arapsız. Bu grup öylesine etkili ki geçmiş ve şimdiki siyasiler halka ulaşmak için Beitar’ı ve La Familia’yı sık sık kullanıyor. Netanyahu’nun Beitar taraftarı olduğunu ve ara ara maçlara gittiğini söylemekte yarar var.

La Familia’nın açtığı “Beitar Daima Saf” pankartı

Peki,  böylesine faşist olan ve bununla da gurur duyan bu takıma Müslüman oyuncular katılırsa ne olur? Bu soruya geçmeden önce bu oyuncuların nasıl buraya geldiğine bakmak gerekir. Bu yüzden 2005 yılına dönelim. Rus oligark Arcadi Gaydamak takımın taraftarlarındaki bu sahiplenme duygusunu kendi lehine kullanmak için kulübü tam 100 milyon dolara satın alıyor. Kudüs Belediye Başkanı olmak isteyen Gaydamak, taraftarların gönlüne girebilmek için takıma maddi kaynak sağlıyor. 2008 seçimlerine adaylığını koyan ‘Gaydamak’ın takımı’ Beitar, seçimlerden önce bir kupa kazanıyor ve tüm taraftarlar sokaklarda Gaydamak’ın ismini anarken ‘Başkan’ olduğunu ilan ediyor.

2008 yılına gelip de seçimleri kaybettiğini gören Gaydamak’ın planları -ve parası- suya düşüyor. Artık kendisi için bir anlam ifade etmeyen Beitar takımını 2013 yazında Çeçenistan’a götürüyor. Bir Çeçen takımıyla dostluk maçı yapılıyor. Gaydamak ve Çeçenistan Cumhurbaşkanı Kadirov’un oyunculara telkinleri doğrultusunda maç 0-0 sona eriyor.

Kimsenin anlam veremediği bu soğuk ziyaretten sonra, aynı yılın devre arasında Gaydamak takıma iki ‘Arap’ transfer ediyor. Zaur Sadaev ve Dzhabrail Kadaev. Arap diyoruz çünkü taraftarlar için onlar Müslüman yani Arap. Basın toplantısında onları kaleci Ariel Harush tanıtıyor ve uyum sağlayacağız tarzı açıklamalar yapıyor. O zamana kadar müthiş sevilen ve saygı gören, aynı zamanda kaptan olan Harush, taraftarların gözünde haine dönüşüyor.

Soldan sağa doğru sırasıyla, Cebrail Kadayev, Ariel Harush ve zaur Sadaev

İlk antrenmana çıktıkları andan itibaren Sadaev ve Kadaev yoğun küfürlerin ve hakaretlerin arasında işlerini yapmaya çalışıyor. Bu süreçte sadece Sadaev ve Kadaev değil onlarla beraber olan kaleci Harush, kulübün CEO’su Itzik Kornfein ve tabii ki kulübün sahibi Gaydamak da hakaretlerden ve tehditlerden nasibini alıyor. Itzik’in evinin önünde toplanan, megafonla ona küfreden, karısına ve kızına hakaretler yağdıran gurup yüzünden O’na, üst düzey bürokratlara sağlanan koruma protokolü uygulanıyor.

Böyle bir süreç devam ederken bir grup taraftar, kulübün müzesini kundaklıyor. Kulübün tarihini, hatıralarını, sırf takımdaki Müslüman oyunculara tepki olması için yakıyorlar. Bu durum ve gerginlik büyürken Sadaev bir maçta gol atıyor. Bunun ardından taraftarlar yıllardır sonuç ne olursa olsun yapmadığı bir şeyi yapıyor ve stadı terk ediyor. Bir daha stada gelmeme kararı alan taraftarlar, sosyal medya üzerinden organize olarak maça gitmiyor ve stat boş kalıyor. Taraftarı tarafından yalnızlığa itilen takım üst üste mağlubiyetler ile ligin sonlarına demir atıyor. Kaderin cilvesine bakın ki sezonun son maçında Beitar ligdeki tek Arap takımı olan Bnei Sakhnin ile oynuyor. Taraftarlar, her ne kadar stada gitmeme kararı almış olsa da takımlarını, kaybetse küme düşeceği bu deplasmanda yalnız bırakamıyor ve tribündeki yerlerini alıyor. Bir tarafta Mescid-i Aksa lehine tezahürat yapan Sakhnin takımı, bir tarafta “Araplara ölüm!” diye bağıran Beitar takımı…

Oldukça sert geçen maç 0-0 devam ederken Zaur Sadaev kırmızı kart görüyor ve bu zorlu maçta çok üzülerek (!) takımını yalnız bırakıyor. Maçı zor da olsa o şekilde bitirmeyi başaran Beitar kümede kalıyor. Maçtan sonra Sadaev ve Kadayev hızlıca havaalanının yolunu tutuyor ve yurtlarına dönüyor.

Tüm bu olayların ardından belki de akıllara gelen ilk soru, “Neden? Neden bu Müslüman oyuncular Beitar’a transfer edildi?”. Bu sorunun cevabını Arcadi Gaydamak veriyor. “Beitar taraftarlarının ne durumda olduğunu ve neler yapabileceklerini dünyaya göstermek istedim.” Yaşanan olayları, ‘saf ırkçılığı’ görmeniz için bu belgeseli izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Tagged : # # # # #

İsmail Furkan Baysal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir