Üniversitedeyken, aynı dersi aldığım Yahudi bir öğrenci vardı. Kendisi İsrail’den yeni gelmiş, dışarıdan gelen herkes gibi ABD’deki yaşamına alışmaya çalışıyordu. Arkadaş diyecek kadar yakın olmadık hiç ama ara ara muhabbet ederdik. O zamanlar, çalıştığımı da bildiğinden dolayı beni her gördüğünde iş baktığını söyleyip, kendisine bu konuda yardımcı olmamı isterdi. 

Açıkçası, bakacağımı söylesem de hiç ilgilenmemiş, her seferinde kendisini savuşturmuştum. Artık yüzsüzlüğe varan ısrarı o kadar arttı ki, dayanamayıp mübalağalı ve alaycı bir dille, ABD’nin kendileri tarafından yönetildiğini, dışarı çıkıp Yahudi olduğunu bağırması durumunda bile iş bulabileceğini söylemiştim. Kızmış olsa gerek, benden uzun bir süre uzak durdu. Bir zaman sonra yüzünde hiç unutmadığım bir sırıtmayla yanıma gelerek haklı olduğumu ve emlakçılık yapan bir firmaya ofis elemanı olarak girdiğini söyleyince oldukça şaşırmıştım. Ben ise garsonluk yapıyordum.

Nasıl bulduğunu sorduğumda ise, bir benzinlikte gece vardiyasında çalışmaya başladığını, benzinliğe gelen 50’li yaşlarda bir müşterinin kafasındaki kipayı görüp, (Siyonist) Yahudi olduğunu öğrenince kartını vererek kendisini aramasını istediğini söyledi. Haliyle arayarak buluştuğunu, kendisinin de Yahudi olduğunu öğrendiği adamın, “Yahudilerin o tarz işlerde çalışmaması gerektiğini, zamanı gelince kendisinin de bir başka Yahudi’ye yardım etmesi şartı ile” işe aldığını anlattı.

Oldukça şaşkındım çünkü bildiğim kadarıyla çalışma izni bile yoktu. Buna rağmen işe başladığı firma, risk alarak kendisine nakit para ödemesi yapıyor ama bir Yahudiyi benzinlikte çalıştırmıyordu.. Bu firma, zamanla bu çocuğa H1B vize denilen çalışma iznini, daha sonra ise yasal oturum iznini aldı. Uzun bir müddet bu firmada çalışan çocuğun zamanla pozisyonu ve maaşı da yükseldi. Aradan yıllar geçti. Şu an evli ve 2 çocuk babası olan bu Yahudi çocuk, şimdi daha iyi bir şirketin New York ofisinde yetkili müdür olarak görev yapmakta ve eminim ki kendisine iş verilirken söylenen “başka bir Yahudiye yardım” şartını yerine getirmekte..

Biz de mi? Bizde durum çok daha farklıydı. Günlük ihtiyaçlarını gidermek için çalışmak zorunda olan Türk öğrenciler, Türk işadamları tarafından çalışma izinleri olmadığı için çok cüzi paralara suistimal ediliyor, üstelik kendisini işe aldığı için minnet duymasını istiyorlardı. Çoğu parasızlıktan başladığı okulları bitiremiyor, yıllarca sözde Türk iş adamlarının altında ülkeden atılana, ya da yasal oturum hakkını kazanana kadar eziliyordu. Haliyle çoğunda Türklerden uzak durma eğilimi baş gösteriyordu.

Zamanla iş kurmayı becerenler, geçmişte çektiklerini bahane ederek altındaki işçilerine çektirmeye başlıyor, Yahudi çocuğun işe alınmasındaki “başka Bir Yahudi’ye yardım etmek” zinciri bize gelince başka bir işçiyi ezmeye dönüşüyordu. İşin üzücü kısmı ise, bu durum sadece iş alanında değil, neredeyse her alanda geçerliydi. Onlar kendilerinden birinin başarısına kutlama düzenlerken, biz de ise, başarı elde eden kişi nazar değeceği korkusuyla yakınlarına bile söylemeye çekiniyor. Onlar başarıyı ve sıkı çalışmayı ödüllendirirken, biz de, “Madalya mı takacaklar?” mantığıyla kaliteli bireyler bile sıradanlaştırılıyor, vasat kişiler haline getiriliyor. Diğer yandan ise, iş yapana küçük bir takdir bile çok görülüyor. Bu yüzden, başarılılarımız kendilerine gösterilen ilgi sebebiyle onların firmalarını tercih ediyor. Bu yüzden, işadamlarımız lokal bir firma, gençlerimiz vasat bir öğrenci, diplomatlarımız klasik bir memur olmaktan öteye gidemiyor ve bulunduğumuz ülkelerde etki gösteremiyoruz. Üzücü kısmı ise, Araplarla da çalışmış biri olarak söyleyebilirim ki, bu durum onlarda da farklı değil. Ama Müslümanların yaşadığı sıkıntılar mevzu bahis olduğunda İsrail’e kahır okuyorlar. Oysa unutulan şey Allah’ın adil olduğudur. Birbirini ezerek zengin ve güçlü olacağını sanıp, mücadele vermesi gerektiği değerleri unutan Müslümanlar kahır okudu diye Allah kimseyi kahretmez. Beğenelim ya da beğenmeyelim, ülkeleri için çalışıyorlar, sabrediyorlar, bugüne değil, yarına odaklanıyorlar ve en önemlisi birlik olarak birbirlerini yükseltiyorlar. Bunu kabul etmedikçe ve onlarla bu meziyetler üzerinden rekabet etmedikçe kahrolan sadece biz olacağız.

Ne diyordu Bilge Kral İzzetbegoviç Tahran’daki bir konferansta?

 “Açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların bize faydası olmaz; ama acı gerçekler ilaç olabilir. Batı çürümüş değil; güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. İnsan hakları düzeyi yüksek ve sosyal yardım konusunda daha örgütlü. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Bunlar, Batılılardan edindiğim tecrübelerim. Batılıların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. Hakikat, İslam en iyisi! Ama biz en iyisi değiliz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’an bize bunu emretmiyor mu: Hayırlı işlerde yarışın. (5/48)” (İzzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım, Klasik Yayınları s. 414)

Birlik olmanın bir toplumu nereye taşıdığına dair yaşadığım bir olayı anlatmamdaki amacın hasıl olduğuna inanıyorum.  Takdir edersiniz ki gelen her eleştiriye de cevap verebilecek durumda değilim. Fakat yapılan “anti-semitizm” suçlamaları küçük bir açıklamayı gerektiriyor: Siyonizm ve Yahudiliğin bir olmadığını, direkt hahamlarla yaptığım birçok röportaj ile çok iyi bilirim. Kendilerinin çok daha ağır ifadelerle anlattığı bu farkı merak eden Anadolu Ajansı’nın arşivlerinden izleyebilir.

Kudüs Nisan 14, 2007: Jaffa Sokağında İsrail’in sözde bağımsızlık günü kutlamalarından.

Ama yazdığım seride yer vermeye gerek duymadığım bir kısmı da belirteyim:

İlk paragrafta olan “ara ara muhabbet ederdik” kısmında bu İsrailli çocuğun Filistinlilere yapılan zulmü ve işgali savunduğu vardı. Benim kendisine yardımcı olacağıma dair sözüm bu ifadelerden öncedir. Nitekim “çoğu Filistinlinin terörist olduğu” ifadesinden sonra muhabbetimiz bitmiş, fakat iş konusunda ısrar etmeye devam etmişti. Bu durumda, çalıştığım yerde toplu istifa bile olsaydı, yine yardımcı olmazdım. Geldiği noktaya bakarsak bundan kendisinin de mutlu olduğuna eminim.

Tagged : # # # # #

Dergi Editörü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir