Tarihler 711 yılını gösterdiğinde Cebel-i Tarık boğazını geçerek İspanya topraklarına adım atan Müslümanlar hızlı bir fetih hareketi ile yarımadanın büyük bir kısmını ele geçirmişlerdi. Yaklaşık 21 yıl devam eden ve Avrupa içlerine yayılışlarını sürdüren Müslüman askerler harekât düzenledikleri yerlere barış ve huzurun teminatı ile gidiyorlardı. Özellikle Abdülaziz b. Musa’nın valiliği döneminde gerçekleşen Teodomiro’nun fethi büyük bir motivasyon kaynağı olmuş, bu süreçten sonra görev alan valilerin genel çabaları; Pirene dağlarını aşarak Frank topraklarına İslam’ın barış ve esenliğini getirme düşüncesiydi. Bu manada, Avrupa’nın kuzeyine yönelik gerçekleşen sonuncu ve en büyük harekât, Sehm b. Malik’ten valilik görevi devralan Abd’ur-Rahman el- Gafikî tarafından gerçekleşmiştir. Abdu’ur-Rahman el-Gafiki ilk olarak Franklara karşı cihat ilan ederek, Müslüman askerle birlikte harekete geçmişti. Kanlı mücadelelere sahne olan 732 yılının bahar aylarında hızlı bir harekât ile Bordeaux şehrine yönelerek, kısa bir mukavemete karşı şehri ele geçirdiler. Dalga dalga, adeta bir nehir gibi gelen Müslümanlar kuzeye doğru devam ediyorlardı. Sıradaki fetih noktası ise içerisinde Hıristiyanlar için kutsal kabul edilen St. Martin tapınağının da bulunduğu, Fransa’ya yaklaşık 150 km uzakta bulunan Tours’a şehriydi. Müslümanların bu harekâtından korkan Dük, Şarl (Charles) Martel’den yardım isteyerek, Franklar ve Cermenlerden müteşekkil, oldukça donanımlı ve büyük bir ordu toplamayı başarmıştı. Ancak burada Müslümanlar açısından oldukça olumsuz bir durum vardı. Karşılarında, ellerinde ağır balta taşıyan zırhlı ve dayanıklı askerlere karşın, İslam ordusu uzunca bir süredir sefer yapması sebebiyle yorgun olmakla birlikte, kılıç ve ok benzeri hafif silahlar kullanıyorlardı.

Küçük muharebelerle başlayan savaş, yedinci ve sekizinci günde şiddetli mücadelelere dönüştü. Savaş bir süreliğine Müslümanların lehine devam ederken, İslam ordusunun ganimetlerinin olduğu yere yapılan bir saldırı, ordunun saflarında bozulma meydana getirdi. Ordu komutanı Abd’ur-Rahman el-Gafiki’nin safları düzeltmek için çaba harcadığı bir sırada düşman cephesinden gelen bir ok ile şehit düşmesi, Müslümanları büyük bir dağınıklık ve sessizlik içinde geri çekilmeye sürükledi. Bu çekiliş ile Şarl Martel savaştan muzaffer çıktı. Batılı kaynaklarda bu savaş Poiters (Puvatya) olarak adlandırılmıştır. Halk arasında daha sonraları çıkan efsanevi ve mübalağa yüklü anlatımlar ile savaş, adeta Avrupalıların yeniden doğuşu olarak adlandırılırken, Müslüman tarih yazımında bu savaş hakkında çok az yorum ve kayıt alınmıştır. Onlar açısından bu savaş bir Balat’uş Şuheda (Şehitler Yolu) olmuştur. Ünlü Oryantalist Bernard Lewis’e göre bu savaş; “Batının tarihsel geleneğinde Müslüman ilerleyişini durdurup, Batı Avrupa’yı Hristiyanlık adına kurtarmış olarak kabul edilen Charles Martel komutasındaki askerlerin zaferiydi. Burada tehdit edilebilir veya kurtarılabilir bir varlık olarak ‘Avrupa’ kavramı ilk defa ortaya çıkmıştır” diyecektir. Gibbon ise eserinde bu konu ile ilgili olarak: “Savaş kaybedilseydi bekli de şimdi Kur’an tefsiri Oxford okullarında okutuluyor ve kürsüleri, sünnet edilmiş bir halka Muhammedî vahyin gerçeğini ve kutsallığını gösteriyor olacaktı.“ şeklinde oldukça ilginç bir yaklaşımda bulunmuştur.

Benzer bir yorum ise akademi açısından oldukça dikkat ve kabul gören, Henry Pirenne’nin tezidir. Pirenne’ye göre; ‘Avrupa’ dediğimiz coğrafi-siyasi kültürel yapı, Şarlman zamanında güneyden gelen siyasi, askeri ve kültürel Arap-İslam baskısı karşısında Avrupalıların kuzeye çekilmesi ile ortaya çıkmıştır. Pirenne, Avrupa’yı ortaya çıkaran temel saikın, İslam’ın hızlı ve başarılı yayılışı olduğunu düşünür. Burada oldukça dikkat çeken husus ise gerçekten, İslam’ın Akdeniz’e ulaştığı 8. Yüzyıla kadar Akdeniz’in bir ‘Roma Gölü’ oluşu ve Avrupa, Kuzey Afrika ve Doğuyu birleştirmesi idi. Jeopolitik anlamda Avrupa’yı tehdit edebilecek bir güç bulunmuyordu. Bu anlamda Kuzey Avrupa, Balkanlar ve Akdeniz’in yerleşik olan farklı devlet ve toplumların bir ortak tehdide karşı ve müşterek bir kimlik etrafında toparlanması ve kendilerini ‘Avrupalı’ olarak tanımlaması, ancak Müslüman orduların Akdeniz’de hâkimiyet kurmaya başlamasından sonra mümkün hale gelmiştir. Buradan hareketle Pirenne’ye göre; “İslam olmasaydı muhtemelen Frenk İmparatorluğu hiçbir zaman ortaya çıkmayacaktı: Ve Muhammed olmasaydı, Şarlman (Charles Martel’in torunu) diye biri de olmayacaktı”. Bu çokça tartışılan konuya karşı, tabiîdir ki karşıt görüşlerde ortaya çıkmıştır. Ancak burada dikkat çeken husus; Avrupalılara karşı Müslümanlar tarafından adeta bir tokat etkisi yapan fetihler onları içlerinde bulundukları çatışmalardan arındırıp rakiplerine karşı bir araya getirmişken, bugün Batı karşısında topyekûn harbe maruz kalan Müslümanlar, hâlâ tefrika ve parçalanmanın verdiği zararı hesap etmeksizin, birlik olma şuurundan gittikçe uzaklaşmaktadırlar.


Kaynakça: Ayrıntılı bilgi için bknz. Henri Pirenne, Hz. Muhammed ve Charlemagne, çev. Mehmet Ali Kıllıçbay, İmge Yayınevi, Ankara 2006, Bernard Lewis, Müslümanların Avrupa’yı Keşfi, çev. İhsan Durdu, Ayışığı Yayınları, İstanbul 2000, İsmail Hakkı Atçeken ‘Puvatya Savaşı ve Etkileri Üzerine Bir Araştırma’ , S.Ü.İ.F.D, 8(1998), s.248-263, İbrahim Kalın, İslam-Batı İlişkilerine Giriş, 10. Baskı, İnsan Yayınları İstanbul 2017

Tagged : # # # # #

Muhammed Rıza Açıker

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir