Washington DC, hâkim hegemonya olan ABD’nin başkenti… Buraya İstanbul’dan direkt uçuşla on saatlik bir yolculuğun sonunda International Airport of Dulles’a varırsınız. İlk aşamada gümrük polisi karşılar sizi. Tabiri caizse tipinizi gümrük polisi beğenmezse, evraklarınızı kilitli bir plastik kutunun içine koyar ve sizi başka bir gümrük polisine teslim edip, kontrol ofislerine gönderir. Bu ofislerin ne olduğundan kısaca bahsedeyim, Amerika’ya indiğinizde gümrük polisi -eğer bir sebeple şüphelenirse- sizi bu ofislere gönderir. Ofislerden en kritik olanı C Ofisidir ve buraya genelde Arap, Paki, Bengal vatandaşlar gönderilir. Sonuçta potansiyel şüpheli bir profile sahipler (!). B Ofis’e ise genelde oturum izni olup da Amerika’da daimi yaşamayan ara sıra gelenleri yollarlar. A Ofis ise Amerikan vatandaşı olup da her nasılsa şüpheye mahal vermişlerin geldiği yerdir. Bu gümrük kontrol ofislerindekilerin kimisi saatlerce bekleyecek ve girişine müsaade verilecek, kimisi mağdur edilerek ne sebeple kabul edilmediği açıklanmadan ülkesine geri gönderilecek.

  Vardığım günün ertesi, Mevlit Kandili olması hasebiyle Washington DC’nin hemen yukarısında olan Maryland eyaletindeki Diyanet Center of America’ya gittik. Burası 200 milyon dolarlık devasa bir külliye. İçinde camisinden hamamına, kütüphanesinden lokantasına, geleneksel Türk evlerinden misafirhanesine kadar yok yok. Külliye’nin, 2013 yılında temeli atılmış ve 2017 yılında açılışı yapılmış.

Maryland eyaletinde bulunan Diyanet Center of America’nın Camisi

  Sabah olunca Beyaz Saray’a iki sokak uzaklıktaki National Press Building’e (Ulusal Basın Binası) vardık. Buraya Washington DC’de hatta Amerika’da medyanın kalbinin attığı yer desek doğru olur. Meşhur bütün medya kuruluşlarının Washington ofisleri buradadır. Bizim Türk ajanslarının da burada temsilcilikleri mevcut. TRT World, İhlas Haber Ajansı ve Anadolu Ajansı’nın ofislerine uğrayıp buradaki yetkilerle sohbet etme fırsatı bulduk. Burada ettiğimiz hoş sohbetten sonra Washington DC civarını gezmeye koyulduk.

  Teker teker uğradığımız yerleri sizlere anlatmadan, DC ve mimarisi hakkında bir iki açıklama yapmak istiyorum. Evvela Washington DC’deki DC’nin açılımı District of Colombia’dır. Yani ‘Kolomb’un Muhiti’ manasına gelir. Bu muhit, 50 eyaletten herhangi birine bağlı değildir ve ayrı bir eyalet gibi kendi kanunları vardır. DC dediğimiz bölge, Maryland ve Virginia eyaletlerinin kesiştiği bir noktadır. Devletin bütün önemli kurum ve kuruluşlarının merkez binaları buradadır. Kongre’den Beyaz Saray’a, Bakanlıklardan CIA’ye kadar aklınıza gelebilecek bütün kurumların merkezleri burada bulunur. Kimi kurumlar DC’ye sığmamış, Virginia ve Maryland eyaletinin DC’ye yakın muhitlerine taşmıştır. Bakacak olursanız DC’nin şehir mimarîsi ve planlaması adeta Greko-Roman Medeniyetinin replikasıdır. Kongre Binası, Beyaz Saray, Lincoln ve Jefferson Anıtları, FED Binası, Bakanlıklar, Müzelerin neredeyse hepsi Antik Yunan ve Roma mimarisi esas alınarak yapılmıştır. Antik Mısır’dan da bir örnek var o da meşhur Washington Anıtı (Dikilitaş). ABD için Greco-Roman medeniyetinin gerçek murisi denilebilir. Anlayacağınız DC’ye vardığınız vakit, kendinizi modernize edilmiş bir antik Roma veya Atina ile karşı karşıya kalırsınız.

  İlk durağımız Beyaz Saray oldu. Beyaz Saray bildiğiniz üzere ABD Başkanlarının görev süresince ikamet ettiği ve devlet işlerinin takip edildiği komplekstir. Bina DC’ye hâkim olan Palladyan mimari üslubu yansıtmaktadır. Muhtelif defa yangınlardan dolayı yıkılıp bir daha inşa edilen Beyaz Saray, şu anki görünümüne 1949 yılında Harry Truman tarafından kavuşturulmuştur. Beyaz Saray’ın arka tarafında Lafayette Square adında ufak bir park var burada genelde göstericiler olur ve çeşitli meselelerle alakalı nümayiş yaparlar. On beş temmuz günü de ABD’deki ilk eylem bu parkta yapılmıştı. Beyaz Saray’a giriş için önceden rezervasyon gerekiyor, onun haricinde ancak dışarıdan görüp fotoğraf çekme imkânınız olur.

Beyaz Saray’ın Laffayette Meydanından görünümü

  Beyaz Saray’dan sonra dünyanın en büyük hipodromu diyebileceğimiz Kongre Binası’yla Lincoln (Memorial) Anıtının arasında bulunan, içinde meşhur dikilitaş olan Washington Anıtının da yer aldığı, National Mall’a (Ulusal Park) geçtik. Buradan bakıldığı zaman Tidal Basin yani Gelgit Havuzu ve Amerika’nın kurucu babalarının önde gelenlerinden biri olan aynı zamanda Amerika’nın 3. Başkanı Thomas Jefferson’ın Anıtı görülür. Bu anıt Roma’daki Panteon esas alınarak inşa edilmiştir. Anıt özü itibariyle kurucu babaların tamamına mahsus bir anıttır. Panteonun da esas alınması bundan çünkü Panteon Grekçede bütün Tanrılara mahsus demek. Yani anıt bütün kurucu babalara (Amerikan Tanrılarına) mahsustur. Jefferson ismini alması anıtın içinde tam ortasında bulunan Jefferson heykelinden ötürüdür.

Kiraz çiçeklerinin arasında Jefferson Anıt Mezarı

  Dikilitaş’ı ve Jefferson Anıtını temaşa ettikten sonra Lincoln Anıtına doğru geçtik. Atina’da yer alan, Athena’nın tapınağı Partenon esas alınarak inşa edilen bu anıtta Amerika’nın iç savaşını sonlandıran 16. Başkan Lincoln’ın hatırasına yapılmıştır. Barış tanrıçası olan Athena’yla iç savaşı sonlandıran bir başkanı eşleştirmişler. Temsilde hata olmasın, bu mekân Amerika’nın Anıtkabir’i gibidir. İçinde tam merkezde devasa bir tahtta oturan Lincoln heykeli mevcut olup sağ ve solda Lincoln’nın meşhur konuşmalarından metinler yer alıyor. Lincoln, liberal Amerikalıların çok sevdiği bir isimdir çünkü Güney (Confederate States) ve Kuzey (Union States) Amerika’nın çarpıştığı meşhur 1860-1865 iç savaşında köleliğin kaldırılması iddiasıyla, Kuzey eyaletlerine başkanlık etmiş ve Kuzey Amerika galip gelmiştir. Böylece bölünmek üzere olan Amerika’yı tekrardan Birleşmiş Devletler haline Lincoln getirmiştir.

Lincoln Anıt Mezarı’nın dıştan görünümü

  Lincoln’ı andıktan sonra Kongre Binası’na doğru yol aldık. Uzunca bir park olan National Mall’dan geçerek Capitol Binası olarak anılan Kongre’ye yöneldik. Bu güzergâhta yani National Mall dediğimiz hipodromun sağında ve solunda yol boyunca müzeler var. Bu müzeler arasında başlıcaları; Ulusal Doğal Tarih, Havacılık ve Uzay, Yerli Amerikalılar (Kızılderililer), Afrikan Amerikan, Amerikan Tarihi, Ulusal Sanat ve Heykel müzeleridir. Bunlar gibi DC, daha birçok müzeyi barındırmaktadır.

  Bu uzun yürüyüşün sonunda Kongre’ye vardık. Beyaz Saray’ın aksine girmek için bir rezervasyon gerekmiyor, ne de olsa milletin Kongre’si. Herkese girişin serbest olması olağan. Burada Kongre’nin bizzat düzenlediği yarım saatlik bir Kongre gezisine katıldık ve Kongre hakkında ilginç bilgiler edindik. Bir kaçını burada paylaşmak istiyorum. Mesela Kongre’nin kubbesinde Kurucu Babaların -kiliselerde olduğu gibi- sanki gökyüzünden odadakileri seyrediyorlarcasına tasvirleri mevcut. Bu kubbenin tam merkez noktasından en alta kadar her katta delikler var ve en alt katta ilk ABD başkanı meşhur mason George Washington’a özel mezar yapılmış lakin Washington’ın murisleri Virginia eyaletinin Mount Vernon bölgesindeki evinin hemen yanında bulunan aile mezarlığına defnedilmesinde ısrar edince Kongre’deki mezar boş kalmış. Ancak halen yukarıdan aşağı bakıldığında temsilî bir tabut mevcut. Hakeza Kongre’nin eski oturum salonundaki yanlış mimari sebebiyle meclis başkanının oturduğu yer, sesin salona yayılmadığı bir nokta olması sebebiyle 1800’lerde Kongre’yi yönetmekte bir hayli güçlük çekilmiş. Hatta kimi zamanlar bu kontrolsüzlük, birçok kavga ve dövüşlere sebebiyet vermiş. Bilindiği üzere o zamanlar en büyük tartışma konusu kölelik meselesiydi.

Önde Kongre Binası arka sağda ve solda sırasıyla Kongre Kütüphanesi ve ABD Yüksek Mahkemesi

  Kongre’yi gezip bitirirken dünyanın en büyük kütüphanesi olan Kongre Kütüphanesi’ne uğradık. Uçsuz bucaksız rafların olduğu bu kütüphanede yok yok. Maalesef bizlerden birçok el yazmaları çalıp raflarına koymuşlar. Bu elyazmalarının bir kısmına online erişim sağlanıyor. Kitapların çokluğundan ötürü kütüphane toplam üç ayrı binadan oluşuyor. Gene çok ilginç bir bilgi: Çok sık bağış geldiği için aynı kitaplardan birkaç nüsha yığıldığı vakit, civardaki kitapçılara bu kitaplar kiloyla satılıyor ve aynı şekilde kitapçılar da bu kitapları çok komik rakamlara satıyor.

  Kongre Kütüphanesi’ni de gezdikten sonra Başkent’in civarındaki üç mahalleden bahsetmek istiyorum. Bu mahallelerden ilki Kongre’nin güneydoğusunda kalan Capitol Hill mahallesidir. Mahalle siyahi mahallesi olup varoşlar olarak ifade edilebilir. Her türlü suçun işlendiği çok tehlikeli bir mahalledir. Gündüz vakti hırsızlık vakalarının yaşandığı, basit kavgalarda adamların vurulduğu, uyuşturucunun sokak ortasında rahatlıkla tüketildiği bir yer burası. Medeniyet beşiği olan Batı’nın en kudretli ülkesinin Kongresi’nden dört ila beş sokak aşağısında kanunsuz bir mahalle. Maalesef birileri ülkemizi insafsızca eleştirip Batı güzellemeleri yaparken bunları hep göz ardı ederler.

  Diğer iki mahalle ise DC’ye arabayla on dakika mesafede. Biri Arlington diğeri Bethesda. Bu iki mahallenin özelliği, elit Amerikalı bürokrat, akademisyen ve siyasetçilerin yetiştiği ve yaşadığı mahalleler olmalarıdır. Sokaklarda hiçbir düzensizlik ve probleme kolay kolay rastlamazsınız. Sokakta neredeyse herkes sarışın mavi gözlü, bir tane pürüz göremezsiniz. Bu mahallelerin sakinleri; kariyerleri peşinde, uzun vadede idealleri olan ve muhtemelen geleceğin üst düzey bürokratları olacak insanlar. Ne acayip değil mi? Capitol Hill’de doğan çocuk muhtemel suçlu, Arlington veya Bethesda’da doğanlar muhtemel bürokrat, akademisyen, siyasetçi… İşte, esasında Amerika bu kadar acımasız bir ülke. Öbür taraftan Amerika’nın genel problemi olan ‘homeless’ olgusuna yani evsiz barksız insanlar yığınına hiç girmiyorum bile.

  Son olarak Ortadoğu Enstitüsü’nü ziyaret ettik. Amerikalıların Ortadoğu’ya dair bir icraatta bulunmadan, bir denge kurmadan danıştığı, ‘think tank’ler yaptığı ve akademik raporlarını esas alarak Ortadoğu’yu dizayn ettiği, Doğu’daki aşiretlerdeki dengelerin bile nabzının tutulduğu bir enstitü. Bizi bizden daha iyi biliyorlar desek yeridir. Buranın önünden geçerken merak edip içeri girdik. İçerisi; kitaplar, tablolar, kandiller gibi Ortadoğu’ya dair birçok muhtelif eşya ile süslenmişti. İçeride biraz gezdikten sonra bir kanaatimi yineledim. Ne vakit biz bilgiye, araştırmaya ve ilme gereken önemi verir ve bunların mahsulünü hayatımızda esas alırsak o zaman başta entelektüel ve fikrî bağımsızlığımız olmak üzere fiziksel ve psikolojik bağımsızlığımızı da elde ederiz. Lakin ne vakit ilme, hikmete önem vermez, bugün halen yaptığımız gibi atalet üzere fikrî ve zihnî prangalar içinde bir takım tabuları yık(a)mazsak ebedi olarak Müslümanlar mazlum, mahzun ve garip kalacaktır. İhsan Fazlıoğlu Hocamızın da ifade ettiği gibi “Bilen yönetir.”

  Nihayetinde Amerika’nın başkenti DC’yi böylece gezmiş bulunduk. Başka bir sayıda başka bir yerde buluşmak niyazıyla.

Tagged : # # # #

Abdullah Enes Mollaoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir